1 hafta önce 59
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, medya temsilcileriyle gerçekleştirdiği değerlendirme toplantısında Türkiye’nin bölgesel güvenlik politikalarına ilişkin önemli mesajlar verdi. Mısır ve Suudi Arabistan ile askeri ittifak iddialarına açıklık getiren Fidan, güvenlik alanında ortak bir platform kurulmasının gerekli olduğunu belirterek, görüşmelerin devam ettiğini ancak şu aşamada herhangi bir anlaşmaya imza atılmadığını ifade etti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 2025’in uluslararası sistem açısından tıkanıklıkların derinleştiği ve bu durumun neredeyse olağan hale geldiği bir yıl olarak kayda geçtiğini söyledi. Küresel düzenin dayandığı kurallar bütününün ciddi biçimde aşındığını belirten Fidan, mevcut küresel yönetişim anlayışının Gazze sınavında "sınıfta kaldığını" belirtti.
"KÜRESEL DÜZEN ONARILMASI GÜÇ BİR TAHRİBATA UĞRADI"
Uluslararası sistemin kapasitesinin ağır bir baskı altında olduğunu vurgulayan Fidan, insanlığın ortak vicdanını yaralayan krizlerin peş peşe yaşandığını ifade etti. Fidan, "Geçtiğimiz sene küresel düzenin temelini oluşturan kurallar manzumesi onarılması güç bir tahribata uğradı. Bu durum karşısında devletlerin mevcut ittifak ilişkilerini sorguladıklarını ve yeni yapılar tesis etme arayışına girdiklerini gördük." ifadelerini kullandı.

Çatışmalar, ekonomik belirsizlikler ve hızlı teknolojik dönüşümlerin devletleri stratejilerini yeniden değerlendirmeye ittiğini söyleyen Fidan, sorumluluk bilinciyle hareket eden ülkeler için diplomasinin barışçı çözümler üretmede en etkili ve vazgeçilmez araç olmaya devam ettiğinin altını çizdi.
"GAZZE'DEKİ SOYKIRIM ULUSLARARASI SİSTEMİN SINAVI OLDU"
2025’in Türk dış politikası bakımından oldukça hareketli geçtiğini dile getiren Fidan, yıl boyunca en kritik ve ağır başlığın Gazze’de yaşanan gelişmeler olduğunu vurguladı. Fidan, değerlendirmelerine şu sözlerle devam etti:
"Gazze'de yaşanan soykırım, uluslararası hukuk ve insani değerler bakımından 2025'in en ağır ve öncelikli gündem maddesini teşkil etti. Aynı zamanda uluslararası sistemin kapasitesinin test edildiği bir sınav niteliği taşıdı. Açıkça söylemek gerekir ki, günümüzün küresel yönetişim modeli maalesef bu sınav karşısında sınıfta kaldı. Türkiye olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde dost ve kardeş ülkelerle beraber soykırımın durdurulması ve ateşkesin sağlanması için büyük çaba gösterdik. Gelinen aşamada kırılgan ancak ümit vadeden bir durumla karşı karşıyayız. Önümüzdeki dönemde ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi, Gazze'nin yeniden imar edilmesi ve Filistinlilerin kendi devletlerinin çatısı altında barış ve huzur içinde yaşayabilmeleri amacıyla çalışmaya devam edeceğiz.

"ÇOK YOĞUN ÇABA GÖSTERDİK"
Diğer taraftan, Rusya-Ukrayna savaşı transatlantik ilişkilerden Avrupa'nın kimliğine ve güvenlik mimarisine kadar pek çok konunun alışılagelmiş kalıplarının sorgulandığı tartışmaları da beraberinde getirdi. Türkiye olarak diplomatik kanalları açık tutmak ve barışın tesisi yönünde adımlar atılmasını sağlamak için gerçekten başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere çok yoğun çaba gösterdik.
2026 yılında savaşın sona erdirilmesi konusundaki gayretler ideal çözüm ile gerçekçi çözüm arasındaki farkı kapatmaya odaklanacak. Avrupa güvenlik mimarisi bağlamında başlayan tartışmaların ise daha uzun yıllar ana gündem maddelerimizden birini teşkil edeceğini şimdiden öngörmek mümkün.
Öte yandan, Suriye'nin içinden geçtiği büyük dönüşüm ve uluslararası topluma entegrasyonu 2025 yılının olumlu gelişmelerinden birini teşkil etti. Suriye konusunda bölge ülkelerinin, Avrupalı devletlerin ve ABD'nin ortaya koyduğu yapıcı iradenin aynı kararlılıkla bu yıl da devam etmesini temenni ediyoruz.
"SDG MESELESİ SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR"
SDG meselesi ise takip ettiğiniz gibi yine Suriye, Türkiye ve bölgemizin geri kalanı için bir sorun olmaya devam ediyor. İnşallah bu yıl bu sorun da çözülür. Türkiye olarak bu husustaki kararlı ve net politikamızı 2026 yılında da sürdüreceğiz. Geçtiğimiz sene İsrail'in Suriye, İran ve Lübnan gibi ülkeleri hedef alan saldırılarının arttığını ve Somaliland'den İran'a uzanan geniş bir coğrafyadaki böl, parçala, yönet faaliyetlerinin yoğunlaştığına şahit olduk. Bu politika, İsrail'in komşu ülkeleri istikrarsızlaştırarak kendi güvenliğini sağlayabileceği illüzyonuna dayanmaktadır. Söz konusu zihniyetin sadece bölge ülkeleri için değil, küresel düzeyde bir tehdide dönüşmekte olduğunu her fırsatta dikkat çekiyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki dış politikamızın 2025 yılında etkin ve pratik sonuçlar ürettiği ortadadır. Değinmiş olduğum başlıklar dışında ayrıca Kafkasya'da kalıcı barışın tesisi ve Balkan ülkeleri ve Türk devletleri ile olan ilişkilerimizin daha da güçlendirilmesi 2025'te de en fazla mesai harcadığımız konular arasında yer aldı. Keza Kıbrıs, Ege ve Akdeniz'deki gelişmelerle çok yakından ilgilendik. AB ile ilişkilerimizde ortak bir stratejik perspektif geliştirilmesi yönündeki irademizi ve gayretlerimizi samimi bir biçimde ortaya koyduk. Afrika ülkeleri ile ilişkilerimize özel emek sarf ettik. Rusya-Ukrayna, Etiyopya-Somali ve Pakistan-Afganistan arasında arabuluculuk faaliyetleri yürüttük.
"İRAN'DAKİ GELİŞMELERİ ÇOK YAKINDAN TAKİP EDİYORUZ"
Bizim baştan beri önem verdiğimiz konu bölgesel istikrar ve güvenlik. Yani bölgemizde geçmişten tevarüs ettiğimiz, evrilerek gelen çok sayıda sorunlar var. Yani bunlardan biri de İran'ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar biliyorsunuz ve bölgedeki birtakım politik uyumsuzluklar. Şimdi biz tabii İran'ın komşusu olarak, dostu olarak müteaddit defalar samimi bir şekilde görüşlerimizi çok net olarak paylaşıyoruz. Yani bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran'da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz.

İran'ın uluslararası belli başlı aktörlerle olan sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsızlık senaryolarından kaçınması bizim de menfaatimize. Onun için bizim önceliğimiz hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek ama maalesef geçtiğimiz ayları da gördük. 12 gün savaşlarında önce İsrail'in sonra da Amerika'nın mahdut da olsa bir saldırısıyla karşı karşıya kaldık ve bu saldırı belli bir yerde durdu. Şimdi bunun tekrar etme olasılığının ortaya gelmesi, ortaya çıkması yani bizim tasvip ettiğimiz bir şey değil. Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. İran'da olacak geniş çaplı istikrarsızlığın bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üstünde olduğunu düşünüyorum ben. Onun için diplomatik çabalara devam edeceğiz. İnşallah Amerika ile İran kendi arasında bu konuyu gerek arabulucular üzerinden gerek diğer aktörler üzerinden veya direkt görüşerek çözerler. Biz de konuyu yakından takip ediyoruz.
TÜRKİYE SUUDİ ARABİSTAN VEYA MISIR’LA İTTİFAK KURACAK MI? FİDAN NET KONUŞTU
Fidan, "Yabancı basına da şöyle haberler yansıdı. Türkiye, tıpkı Pakistan ve Suudi Arabistan'ın kurduğu ittifak gibi, bir ittifak içerisinde bulunmak istiyor, diye. Önümüzdeki dönemde, böyle bir güvenlik ittifakı Suudi Arabistan'la ya da Mısır'la, görür müyüz?" sorusuna şu yanıtı verdi:
"Değerli arkadaşlar, bu önemli bir konu. Yani bizim Cumhurbaşkanımızın, bizlerin yaptığı açıklamaları takip ederseniz biz aslında bölgedeki istikrarın huzurun, bölge ülkelerinin bir araya gelmesinden ve nitelikli işbirliği ortaya koymasından geçtiğini her zaman söylüyoruz.
Bölgenin kronik sorunlarını incelediğiniz zaman bunun başında bölge ülkelerinin birbirlerine güvenmemesi geldiğini, bu güvensizliğin arada çatlaklar oluşturduğunu, sorunlar oluşturduğunu, ve ya dışarıdan hegemonun geldiğini problem oluşturduğunu ya da içeriden terör örgütlerinin baş göstererek, iç savaşların ortaya çıkmasına atarak başka istikrarsızlık parametrelerinin hep gündemde olduğunu gördük. Biz bunları yıllardır yaşıyoruz, mücadele ediyoruz, analiz ediyoruz. Ve bütün bunların sonunda şöyle bir önermemiz var. Diyoruz ki, bölge ülkelerinin hepsi artık bir araya gelerek, önceden şey olurdu. Ekonomiden güvenliğe geçelim, diye. Aslında direkt biz uzun yıllardır ekonomik işbirliği yapıyoruz.
Güvenlik konusunda bir işbirliğinin, bir platformun oluşturulması gerekiyor. Bu neden? Bu dışarısı için değil. Bölge ülkeleri birbirlerinin güvenliğine, kendi, bir taahhütte bulunmaları gerekiyor. Hani bölge ülkelerinin hepsi birbirinden emin olduktan sonra, sorunun %80'i zaten çözülmüş oluyor. Körfez'deki ülkeler birbirinden emin olmalı.
Diğer ülkeler birbirinden emin olmalı. Ve geniş bir yelpazede, bu platformun ortaya çıkmasından sonra, ben sorunun büyük oranda çözüleceğini düşünüyorum. Diğer sorunlar rahatlıkla çözülebilir. Yani an itibarıyla bu görüşmeler var, konuşmalar var ama biz herhangi bir, anlaşmaya hala imza atmış değiliz. Cumhurbaşkanımızın vizyonu kapsayıcı, daha geniş, daha büyük dayanışma ve istikrar üreten bir platform."

"ÜÇLÜ GÖRÜŞMELER OLUYOR"
Fidan, açıklamalarını şu ifadelerle sürdürdü:
Önümüzde şöyle bir süreç var. Halihazırda Suriye, Amerika ve YPG görüşmeleri devam ediyor. Amerika bu konuda yani ciddi bir arabuluculuk faaliyeti içerisinde. Kamuoyuna yansımayan çok fazla görüşme var. YPG ile görüşüyor, Suriye hükümeti ile görüşüyor. Üçlü görüşmeler oluyor. YPG ile Suriye hükümetinin zaman zaman yetkililerin beraber görüştüğü görüşmeler oluyor. Şimdi burada yani Ahmed Şara beyanlarında da gördüğünüz bir niyet sorunu olduğu, bir irade sorunu olduğu, görüşmeler yapıldıkça ortaya çıkıyor YPG tarafındaki bu sorunların. Şimdi benim değerlendirmem, çok yakından takip ettiğimiz bu konuda şu strateji izlenecek diye düşünüyorum. Yani görüşmelerin büyük bir iyi niyetle devam etmesi ama karşı taraftan bu çıkmadığı zaman hükümetin anayasal hakkı olan, egemenlik hakkı olan yani kendi ülkesinde birliği düzeni sağlama hakkını kullanma yönünde adımlar atacağını öngörüyorum.
Şimdi neden? Yani sonuçta bir şey yani konuşuyorsunuz, konuşmak istiyorsunuz ve bir arabulucu var ortada yani Amerikalılar var. Onlar bakıyorlar yani kim ne kadar mantıklı geliyor, kim ne kadar mantıksız geliyor. Şimdi yakından baktıkları zaman aslında YPG'nin uzun yıllardır propaganda yoluyla ürettikleri yalanın çok fazla bir gerçek tabanı olmadığını onlar da görüyorlar. Dolayısıyla hükümetin gerektiği zamanda güç kullanımı artık başkaları için daha anormal bir durum olmuyor çünkü görüyorsunuz başka bir çare kalmıyor. Umarım o noktaya gelmez, umarım diyalog yoluyla sorunlar çözülür ama ben o noktaya sorunların diyalog yoluyla çözülmediği zaman iyi niyetle maalesef güç kullanımının da bir opsiyon olduğunu Suriye hükümeti adına buradan görüyorum yani onu görüyorum.

"MUHATAPLARIMIZ NELER YAPIYOR BİZ ONLARALA YOLUMUZA DEVAM EDİYORUZ"
Amerika'da Senato'da birçok senatör var, Temsilciler Meclisi'nde birçok Temsilciler Meclisi üyesi var. Yani biz bunların yaptığı ferdi beyanlardan hani yola çıkarak iki ülke arasındaki ilişkiyi veya bölgesel politikaları açıkçası belirlemiyoruz. Tabii ki her siyasetçinin ifade ettiği şeyler değerlidir ama bizim için esas olan; bizim meclisimizde de çok değişik görüşler çok farklı şeyleri ifade ediyor sayın milletvekilleri. Her konuda çok zıt fikirleri ortaya koyabiliyorlar bu onların hakkıdır. Dolayısıyla biz Beyaz Saray'daki irade ne söylüyor, bizim muhataplarımız neler yapıyor biz onlarla yolumuza devam ediyoruz. Şu anda yani o konuda bizim bir sıkıntımız yok.